Kahverengi ve yeşil tonlarının ağır bastığı, yolun hemen kenarında yıllar geçtikçe eskimiş görüntüsünü daha da güzelleştirmiş 3,4 katlı binalarla çevrili bir mahallede kıraathane işletiyordu Kerem. Bu işi babasından almıştı. Babası altmış yetmiş yaşlarında hanımıyla pek anlaşamayan sert dediğim dedik bir adamdı. Kerem’den başka çocukları yoktu. Genellikle zamanını kıraathanede geçirirdi. Hanımı ise gittikçe bu durumu alışmış olacak ki halinden memnundu. Şimdi ise sürekli evde kahveye de gitmiyor karısına musallat oluyordu. Kerem bu durumdan muzdarip olup işlerini de biraz ilerletip aynı mahallede başka eve çıkmıştı. Eski gösterişsiz bir evde yaşıyordu. Evde pek vakit geçirdiği de söylenemezdi kıraathaneyi haftanın erken saatinde her gün açıyordu. Çırağı daha toydu ona kıraathaneyi emanet etmekten korkuyordu ama bunun da hayalini kurmadan edemiyordu. Genç yaşta olmasına rağmen çalışmaktan yorulmuştu. Çocukken de çok çalışkan birisi değildi babası sürekli oflanıp puflanır tembelliğine laf edip dururdu. Onun ise pek umurunda değildi bu durum. Şimdi ise pişman olmuş gibi bir hali var. Kerem orta boylarda keskin hatları olan sakallı babasının aksine güleç bir yapısı var gülmek pek de yüzüne oturmuyor gibiydi sanki orda geçici bir süre duracak gibi olurdu güldüğünde. Lise terkti üniversite okumak istemedi kendine okumayı yakıştıramıyordu bunu yaparsa kendi benliğine ihanet edeceğini düşünüyordu. Ailesi de bu durumun üstüne pek gitmediler babasının yaşlılığı kıraathaneyi işletemez hale gelişi olayları Kerem’in lehine işletmişti işin başına geçti. İlk zamanlar pek hevesliydi az çok işi biliyordu ama meğerse ne kadar detaylar varmış diye düşünüyordu. Gel zaman git zaman işi çözdü, mahalleli zaten tanıyordu onu artık babasının yerini o tutuyordu e mahallede zaten başka kıraathane yoktu kıymetli bir yerdi bu mahalle için. Akşam saat yedi sekize kadar açık tutardı çırağını bir iki saat erkenden gönderirdi kendi de kahveyi kapatıp evine doğru yol alırdı günleri böyle geçiyordu.
Kerem her sabah olduğu gibi rahatsız sert yatağından uyandı eski 2 çekmeceli komodini vardı yanında üstünde her sabah içtiği geceden kalma yarım bardak suyuna uzandı eli bardağı bir iki kez ıskaladıktan sonra tek dikişte bitirdi. Biraz ayılmış gibiydi yatağın karşısında 3 kapaklı üstünde saçma sapan çıkartmaların olduğu kıyafet dolabının üstündeki saate baktı yedi buçuğa geliyordu saat. Bugün yarım saat geç kalkmıştı nedeni belliydi. Dün akşam mahallece halı saha düzenlemişlerdi. Geç kalktığına sebep olduğu yetmiyormuş gibi yenilmişlerdi de. Kerem rekabette yenilgiyi pek seven biri değildi her ne olursa olsun kazanması lazımdı. Dünkü maçın önemli anları canlanırken bir anda telefon sesi onu uyandırdı sabahın bu saatinde hayırdır diye düşüntü yorganı üstünden hızlıca fırlatıp şortu ve atletiyle ahizeye koştu çok önemli bir teklifi kaçırmamak istercesine, arayan çırağı Kemaldi:
Alo buyurun?
Alo usta sesim geliyor mu?
(iç çekerek) Geliyor geliyor hayırdır Kemal sabahın bu saatinde…
Usta annem fenalaştı onu hastaneye götürmem lazım biraz geç geleceğim.
Yine mi fenalaştı allah allah geleyim mi yardıma ihtiyaç var mı?
Yok abi sağ olasın biz iki dakika otobüse atlar gideriz oradan sonra da ben geçerim kahveye abi. Haber edeyim dedim.
Ya olum ne saçmalıyorsun bugün işe gelme annenin yanında kal bir şey olursa haber edersin hadi görüşürüz.
Görüşürüz abi.
Kemal annesi ile tek başına yaşıyordu babası onları bırakıp gitmişti nereye gittiğini kimse bilmiyordu. İçip zil zurna sarhoş olan eve faydasından çok zararı olan Kemal’i çalıştırıp kendi keyif çatan biriydi. Gittiğine de seviniyorlardı ama annesi herifin yaptıklarından dolayı çok yorulmuş hayata zor tutunuyordu. Kemal ise onu çalışarak bakmaya çalışıyordu genç yaşta çok ağır bir sorumluluğu vardı.
Kerem ahizeyi kapattıktan sonra uyku sersemliği etkisiyle salonu bir iki dakika seyretti. Sonra elini yüzünü yıkayıp üstüne bir gömlek bir pantolon takıp yola koyuldu. Genelde kahvaltısını yol üstünde aldığı fırından hallederdi. Fırına uğradı bir patatesli bir zeytinli poğaça alıp kıraathanenin yolunu tuttu. Yolda her zamanki gibi manav Murat abiye ve kasap Cemal’e selam verdi. Kıraathane için gazete alırdı bunu adet edinmişti kendisine 4 5 farklı yayından gazete alıp devam etti yoluna. Kıraathanenin önüne gelmişti kendinden gurur duyarmışçasına göğsünü ileri iterek dükkanına baktı ben bu iş için yaratılmışım be dedi. Kısa da olsa mutlu olmuştu. Televizyonu açtı, çay suyunu koydu bir masaya geçip zeytinli ve patatesli poğaçalarını yemeye koyuldu. Ayak sesleri geliyordu Kerem yavaşça başını kaldırdı kim geldiğini biliyordu aslında. Gelen Fehmi amcaydı. Elli beş altmış yaşlarında beyaz saçlı sinek kaydı tıraşlı yüzü yaşlılığa erken adım atmışçasına kırışıklarla doluydu. Yalnız yaşayan emekli olmuş nerdeyse her gün sabahtan öğlene kadar kahvede oturup diğer vakitlerde de evin işleriyle uğraşırdı.
- Selamın aleyküm yiğidim ne yaptın?
- İyi Fehmi amca ne olsun aynı her şey. Fehmi amcanın dükkanın en arka sol masada duvara dayalı yeri vardı her zaman oraya otururdu.
- Çayını 5 dakikaya getirim Fehmi Amca yeni demliyorum.
- Sağ ol yiğidim. Sana bir şey soracağım sen bilirsin bu Mustafa’nın nesi var dün eve giderken gördüm suratı asıktı ne olduğunu sordum. Duymadı bile beni yanımdan öylece geçti. Hayır Mustafa’yı bilmesem bana dargın sanacağım.
- Allah allah ne oldu acaba emin misin Fehmi Amca (burada niyeyse Fehmi Amcanın kulakları zor duyuyormuşçasına bağırarak sormuştu).
- Fehmi Amca alınarak niye yanlış görüyüm yavrum allah allah ne gördüysem onu söylüyorum ben sana.
- Tamam tamam ben gelince sorarım ona.
Kerem dükkanı süpürmeye başladı, çırağı yoktu bugün her işi kendisinin yapması gerekiyordu. Yerleri süpürürken aklı Mustafa’daydı neyi vardı acaba. Kerem ile Mustafa çocukluk arkadaşıydılar aynı mahallede doğu büyüdüler kötü anıları beraber, unutulmaz anıları beraber yaşadılar. Mustafa askerden yeni gelmişti bir yerde çalışmıyordu. Biraz dinlenip öyle iş ararım diyordu bu yüzden genelde kahvede takılırdı.
Kerem gidip gazete okuyan Fehmi amcaya çayını verdi kahve de yavaş yavaş dolmaya başlamıştı. Diğerlerini de çay verip yarım kalan kahvaltısını yaparken Mustafa’nın neyi olabileceğini düşünüyordu. O sırada diğer yakın arkadaşı mahalleye iki yıl önce taşınmış olan Mustafa’ya bakarak yeni sayılan Ali geldi. Kerem ile arasında dört beş bina vardı. Zemin katta tek başına yaşayan uysal kendi halinde biriydi. O da şu anda çalışmıyordu. Ailesi biraz varlıklıydı. Onlardan ayrı biraz daha gösterişsiz sakin bir hayat yaşamak isteyip ailesi ile ters düşmüştü. Elinde ailesine ait bir miktar para ile geçiniyordu ilerisi için pek bir fikri yoktu.
- Selamın aleyküm kerem ne var ne yok?
- Aleyküm selam gel Ali gel sandalye çek.
- Peynirli poğaça aldım valla çay versene sen de.
- Geç geç koyuyorum şimdi.
- Mustafa’ya ne olmuş senin haberin var mı?
- Hayırdır kötü bir şey mi olmuş?
- Yok be olum ben de bilmiyorum Fehmi amca söyledi.
- Aman! Bilmiyor musun klasik Fehmi amca.
- Bu seferki farklı gibiydi ama ciddi gözüküyordu.
- Bir şey yoktur olsa bile şimdi gelir öğreniriz.
Mustafa da o saatlerde gelirdi kahveye beraber takılırlar, aşağı katta bilardo oynarlar, gündemden siyasetten konuşurlardı. Yaklaşık iki saat geçmişti Kerem’in endişesi artmaya başlamıştı gergin olunca tırnaklarını yerdi. Ali söze girdi:
- Ya abi ne kadar telaşlandın gözünü seveyim ilk defa gelmemezlik etmiyor ya işi çıkmıştır.
- Ali ben Mustafa’yı bilirim bir şeyler oluyor hissediyorum.
- Ali şakayla karışık gülerek, abi sen bu aralar fazla mı dizi seyrediyorsun gözünü seveyim hele bir sakin olsana gel bir arayalım evi.
- Arayalım doğu diyorsun.
Kerem tezgahın arkasına geçti duvara dayalı telefona ezberinde olan numarayı sert ve hızlı şekilde girmeye başladı ve kulağına tuttu telefonu. Birinci sinyal ikinci sinyal ve üçüncü tık…
- Alo
- Alo Nermin abla nasılsın ben Kerem.
- İyi Kerem oğlum sen nasılsın?
- İyi ben de Nermin abla sana şey soracağım Mustafa evde mi?
- Ha yok oğlum bugün erken çıktı evden nereye oğlum dedim ufak tefek işim var dedi. Orda değil mi yavrum?
- Yok Nermin abla ben de gelmeyince bir soruyum dedim sana.
- Ha yavrum gelir o sen merak etme.
Kerem artık sinirlenmeye başlamıştı. Kafasında garip garip senaryolar kurarak Mustafa’yı kötü adamlardan kurtarıp kahraman oluyordu. Sonra tüm mahalle onu alkışlıyor tebrik ediyordu o ara yüzünde bir gülümseme oldu.
Hayırdır Kerem ne olmuş ne diyor Nermin teyze?
Yok çıkmış erkenden ya arkadaş nerde bu herif!
Bir saat daha bekleyelim ben mahalleyi kontrol ederim sen merak etme buluruz illaki.
Artık kahve dolmuştu. Havayı okey taş sesleri iskambil kartlarının masada çıkardığı yankılar oluşturuyordu. Kerem içinden ulan Mustafa kaybolacağın günü, seçtiğin güne tüküreyim bula bula çırağın olmadığı günü seçtin ya ne diyeyim ben sana. Ali masadan cüzdanını evin anahtarını alıp Kerem’e göz işareti yapıp Mustafa’yı aramaya çıktı. Ali ile Mustafa’nın arası Kerem ile Mustafa kadar iyi olmasa da iyiydi anlaşıyorlardı ve birbirlerini seviyorlardı. Ali’de pek korku yoktu bir şey olmamıştır ne olacak diyordu Kerem’in abarttığını düşünüyordu. Birkaç dükkana esnafa sordu Mustafa’yı kimse görmemişti. Artık o da korkmaya başlamıştı. Eli boş şekilde kahveye döndü asık suratlı Kerem’i çay doldururken gördü.
- Yok abi yok ne gören var ne duyan yer yarıldı içine girdi sanki.
Kerem sinirden gülmeye başlamıştı ne yapacağını şaşırmıştı. Teker teker tüm masaları gezip Mustafa’yı sormaya başladı. Kimse hiçbir şey bilmiyordu sadece ve sadece Fehmi Amcadan başka gören yoktu. Kerem ile Ali Fehmi Amcanın masasına oturdular Kerem süratle bir sandalyeye ters oturup hızlı hızlı konuşmaya başladı ne dediği zor anlaşılıyordu kendisini dedektif hissetmeye başladı bir anda olsa.
Fehmi amca gözünü seveyim şunu en baştan adam akıllı anlatır mısın nasıldı Mustafa?
Yavrum benim ne üstüme geliyorsun, acele acele bir yere yetişir gibi gidiyordu. Ne olduğunu sordum cevap vermedi ben de eve gittim sonra sabah buraya geldim sana anlattım başka da bir şey bilmiyorum.
Fehmi Amca suçlu durumunda hissetmişti kendini yüzü kızardı sağa sola kaçamak bakışlar atmaya başladı.
- Acaba polise kayıp ihbarında mı bulunsak?
- Erken değil mi abi daha bir gün olmadı niye dikkate alsınlar bizi.
- Haklısın haklısın da kafamdan ne geçiyorsa artık hiç düşünmeden söylüyorum. Ali bir gelsene sen yanıma.
Kerem ile Ali tezgahın arkasına geçti Kerem biri onları dinliyormuşçasına sessizce konuşarak Ali’ye:
- Ali ben bu Fehmi amcaya hiç güvenmiyorum var bu adamda bir şeyler bak.
- Ya valla sende paranoyak oldun çıktın başımıza gözünü seveyim ne yapacak yaşlı adam Mustafa’ya.
- Yok yok sen bilmezsin bu Fehmi şerefsizin tekidir her şeyi yapar.
- Ayıp oluyor olum yaşlı başlı adama karşı denir mi öyle.
- Tepemin tasını arttırma olum bana Fehmi Amcayı mı savunuyorsun burada?
- Savunmuyorum da sende bok bok sebeplere adamı suçluyorsun.
- Ben bu adamı çıktığında takip edeceğim başka çözümü yok bu işin kahveye bakarsın değil mi bir iki saat?
- Kerem bak kendine sövdürteceksin ne dediğini duyuyor musun sen suç olum bu senin yaptığın.
- Ali yapmayacaksan yapmayacağım da ben başka adam bulurum bakacak dert değil.
- Tamam ya tamam bakarım sen dikkat et ama.
Kerem farkında olmadan o hayalindeki senaryoyu kafasında kurmaya başlamıştı. Kötü adamı takip edecek Mustafa’nın yerini öğrenecek ve mahallenin kahramanı olacaktı. Fehmi amca içtiği çayları ödedi ve yola koyuldu. Kerem de Ali’ye kaş göz işareti yaparak çıktı kahveden. Ali içinden Allah’ım bana sabır ver dercesine başını sola doğru kaldırdı. Kerem’in oyunu başlamıştı. Fehmi Amca kahveden aşağı yola koyuldu ilk önce fırına uğradı üç ekmek alıp çıkmıştı. Sonra son durağı olan bir markete uğradı. On beş dakika sonra içeriden çıktı. Elinde iki poşet bir de fırın poşeti ile bir hayli zor yürüyordu. Kerem mızmızlanmaya başladı.
- Tam alışveriş yapacak günü buldun değil mi arkadaş. Üç saate anca gideriz eve herhalde.
Uzun bir süre gizli takipten sonra Fehmi Amca evinin önüne geldi sağına soluna bakarak anahtarı soktu kapıya ve yukarıya doğru çıkmaya başladı. Kerem de Fehmi Amca içeri girer girmez evin önüne geldi, evin görevlisinin ziline bastı.
- Kim o?
- Benim Kerem kahveci kerem
İki saniye sonra dıııt sesi ve kapı açılmıştı.
- Hayırdır Kerem ne oldu?
- Fehmi Amca bir uğra dedi bana zile bastım açmadı ben de size basayım dedim.
- Allah allah tamamdır hadi kolay gelsin.
Kerem her ilerleyişinde daha de mutlu ve heyecanlı hissediyordu kendini avına yaklaştığını hissediyordu. Dairenin önüne geldi kulağını kapıya yasladı. İçeriden bazı sesler geliyordu ama ne konuştukları anlaşılmıyordu. Biraz daha dinledi ve dayanamadı zile bastı. O yavaş ayak sesleri kapıya doğru yaklaştı yaklaştı.
- Ne arıyor bu herif burada bir de bununla uğraş. Kapıyı kilitli halde açarak ufak aralıktan konuşmaya başladı. Buyur Kerem hayırdır?
- Kahvede seni kötü gördüm Fehmi Amca bir eksiğin gediğin var mı diye gelip sorayım dedim.
- İyiyim ben, eksiğim gediğim de yok hadi görüşürüz.
- Misafirin var herhalde.
- Seni alakadar etmez.
- Tanıyor muyum ben?
- Tanımazsın.
- Bir girip selam vereyim ayıp olur şimdi.
- Olmaz diyorum ya yavrum, sinirlendirme beni artık.
Kerem eliyle müdahale yaparak kapının kapanmasına engel olmaya çalıştı. Fehmi Amca ise Kerem’in elinin üzerine hızla darbeler vurarak kapıyı onun üzerine kapatmaya çalışıyordu. Bir anda Kerem’in beklemediği bir şey oldu. Fehmi Amca arka cebinden silah çıkarttı:
- Yaklaşma şerefsiz herif yeminle kafanı paramparça ederim senin.
- Tamam Fehmi Amca sakin ol delilik yapma bak çekiliyorum.
- Çık çık şuradan vallahi yoksa benden gitti. Kerem Fehmi Amcanın vuramayacağı açıya geçince:
- Orospu çocuğu seni, sen bittin sen aha polisi çağırıyorum.
Kerem korkudan eli ayağı titriyordu merdivenden inerken takla atarak düştü. Hızlıca ayağa kalkarak görevlinin kapısına alacaklısı gelmişçesine vurmaya başladı.
- Ne var ne var, Kafayı mı yedin Kerem dayak mı istiyorsun sen?
- Abi polisi ara çabuk ara.
- Lan polisi niye arayım kafa mı buluyorsun benle.
- Abi Fehmi (burada sesi titremeye başlamıştı) Fehmi’nin silahı var içeride de biri var silahla tehdit etti beni. Çabuk bir şey olmadan ara şu polisi.
- Görevli sofranarak, binada adam akıllı insan yok ki denk geldiğim binaya bak arkadaş.
Görevli polisi aradı durumu anlattı, telefonu kapattı Kerem’in yanına geldi.
- Aradım geliyorlar merak etme.
Ve yukarıdan kattan iki el silah sesi duyuldu.
No responses yet